Bireysel terapi, olumsuz yaşam deneyimlerinin üzerinizdeki etkilerini fark etmenizi sağlayan, olumsuz yaşantılar karşısında kendinizi güçlü hissetmenize yardımcı olan, içgörü kazanmanıza ve yaşadığınız sorunlara sağlıklı çözümler üretebilmenize olanak tanıyan, kendi hayatınız üzerindeki yetkinliğinizi artıran bir yardım alma sürecidir.
Bireysel terapi seanslarının amaçlarından biri kişinin duygu, düşünce ve davranışları hakkında farkındalık kazanarak sorunları ve nedenlerine yönelik içgörü geliştirmesi, kendi yaşamının kontrolünü ele alması ve işlevsel baş etme mekanizmaları geliştirmesi yönünde desteklenmesidir. Bu desteğin psikoterapi olabilmesi için belli bir psikolojik kurama dayanması, yapılandırılmış olması ve profesyonel bir ruh sağlığı uzmanı tarafından uygulanması gerekir.
İyi bir psikoterapi süreci öncelikli olarak terapist ile danışan arasında kurulan ilişkinin kalitesine bağlıdır. Kabule dayalı, yargılamadan uzak, empatik tutumun hâkim olduğu bir yaklaşım, sağlıklı ve güvene dayalı bir terapi ilişkisinin temelidir.
Psikoterapi sadece hastalıklarda değil, yaşama ait bir kısım zorluk, hayal kırıklığı ve başarısızlıklarda da başvurulan bir yöntemdir.
Psikoterapi, terapistin danışan adına kararlar aldığı, akıl verdiği ya da onu manipüle ettiği bir süreç değildir. Psikoterapi sürecinde terapist, danışanın duygu ve düşüncelerini fark etmesi, eksik kalan ihtiyaçlarını keşfetmesi, duyguları ve ihtiyaçlarıyla ilgili sorumluluk alması ve çevreyle uyumlu bir şekilde bu ihtiyaçlarını karşılaması için kendi çözüm yollarını araştırması doğrultusunda çalışır.
İlk görüşmelerde terapist sizi tanımaya yönelik bir süreci yürütür, gerekli gördüğü durumlarda birtakım testler uygular ve ihtiyacınıza yönelik birlikte oluşturacağınız gerçekçi hedefler doğrultusunda sizin için uygun olan terapi yaklaşımına karar verir. Seanslarınız belirlenen hedefler doğrultusunda ilerler.
Terapi süresi yakınmanın türüne, yoğunluğuna ve terapi planlamasına göre değişiklik gösterebilir. Geleneksel terapilerde seanslarının seyri haftada 1 gün ya da 2 haftada 1 gün olacak şekilde düzenlenir. Kriz durumlarında daha sık görüşmeler gerçekleştirilebilse de seanslar arasına duygusal yoğunluğu dengelemek ve verilecek çalışmaların yapılmasına fırsat vermek adına 1 hafta ara vermek en idealidir. Bireysel terapide seanslar yaklaşık olarak 45-60 dakika sürer. İlk seans, duruma göre, daha uzun sürebilir.
Terapi süreci devam ederken danışanın duygudurumu, getirdiği sorun ve yaşantısında olumlu yönde bir ilerleme kaydedildiğinde durum terapist ve danışan tarafından değerlendirilir ve sonlandırmaya gidecek şekilde seans araları giderek seyrekleştirilir.
Terapi planlaması içinde uzman ve danışan birlikte bir terminasyon (sonlandırma) tarihi belirler ve danışanın geçmiş ayrılık deneyimleri de göz önünde tutularak sağlıklı bir vedalaşma süreci ile sonlandırma yapılır. Danışanın ihtiyacına göre 3 ya da 6 aylık periyodlarla takip ve nüksü önlemeye yönelik seans planlamaları yapılabilir.
BİREYSEL TERAPİ SIK SORULAN SORULAR
Bireysel psikoterapi ruhsal sorunların tedavisinde etkin olduğu gibi kişilerin farkındalık kazanarak mevcut sorunlarını çözmeleri ya da kendilerini geliştirmeleri için de başvurabileceği bir yöntemdi.
Bireysel psikoterapiden yararlanılan başlıca konular şunlardır:
- Kaygı Bozuklukları
- Depresyon
- Takıntılar (Obsesif Kompulsif Bozukluk)
- Sosyal fobi
- Panik Atak
- Özgül Fobiler
- Travma ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu
- Kayıp ve Yas süreci
- Öfke Kontrolü
- Bağımlılık
- Cinsel işlev sorunları
- Kişillik örgütlenmeleri
- Yeme sorunları
- Uyku sorunları
- İletişim sorunları
- Sınır çizme sorunları
- Evlilik ve ilişki sorunları
- Aldatma/aldatılma ve evlilik dışı ilişkiler
- Boşanma/ayrılma süreci ve sonrası yaşanan sorunlar
- Gebelik öncesi, gebelik süreci ve doğum sonrası psikolojik konular
- Motivasyon artırma
- Değersizlik ve özgüven sorunları
- Eş seçiminde yaşanan sorunlar
- Cinsel kimlik ile ilgili sorunlar
- Tek başına yaşama, yalnız kalma ile ilgili sorunlar
- Uyum problemleri
- Sosyal çevreyle ilgili diğer problemler
- Sosyal beceri problemleri
- Kariyer planlama/kariyer değişikliği
- İş kaybı ve ilişkili sorunlar
- Stresli çalışma programı ve iş ortamı
- Çalışma hayatıyla ilgili diğer fiziksel ve zihinsel zorluklar
- Çatışma Yönetimi
- Ağır bedensel veya kronik hastalıklarda eşlik eden psikolojik sıkıntılar
Elbette bazı sorunlarımızı kendi başımıza çözmek mümkün ve her birimiz böyle bir potansiyele sahibiz. Ancak, hepimizin kör noktaları olduğu da bir gerçek. Bu ve bu gibi nedenlerle zaman zaman sorunlarımızı çözemiyor olmamız da son derece olağan ve anlaşılır bir durum.
Stresli yaşam olayların içerisinde olduğumuzda bazen resmin bütününü göremeyebiliriz. Bu durumun yaşanmasında olayın bir parçası haline gelmiş olmamız kadar yaşanılan yoğun stres, kaygı ya da mevcut durumun oluşturduğu duygusal yoğunluk nedeniyle bilişsel, yani düşünme, muhakeme etme ve karar verme süreçlerimizin bozulmuş ya da olumsuz yönde etkilenmiş olması da etkilidir. Böyle bir durumda uzman bir psikolog, sorunların kaynağını görmenizde, içgörü geliştirmenizde, işlevsiz düşünce ve davranış kalıplarının dışına çıkıp değişme potansiyelinizi hayata geçirmenizde size rehberlik edecektir.
Bir psikoloğa başvurma konusunda genel geçer ölçütler bulunmadığından bu kararı verme aşamasında kafa karışıklığı yaşıyor olabilirsiniz. Sanılanın aksine, terapiden yararlanmak için mental bir sağlık sorunu tanısı almış olmanız gerekmez. Elbette mental-duygusal rahatsızlıklar psikoterapinin konusu ve çalışma alanı içindedir; ancak kişi, hayatındaki problemlerin üstesinden gelemediğini düşündüğünde, duygusal açıdan iyi hissetmediğinde, her zamanki haline göre duygu, düşünce ve davranışlarında kendisini ve/veya çevresini rahatsız eden farklılıklar hissettiğinde de psikoloğa gitmeyi düşünebilir.
Terapideki pek çok kişi, örneğin kaygı, öfke, özgüven sorunları, ilişki problemleri, ilişkilerde tekrarlayan döngüler, iş stresi, odaklanma güçlüğü veya boşanma ve yaşam değişiklikleri gibi günlük hayatta işlevselliğini bozan konular için psikoterapiye başvurur
Psikoloğa gitme kararını veya zamanını netleştirmekte zorlanıyorsanız kendinize şu iki soruyu sorarak yol alabilirsiniz:
- Sorun önemli ölçüde (örneğin günde bir saatten fazla) zaman alıyor mu?
- Sorun hayatın bazı yönlerine (örneğin iş hayatı, akademik başarı, romantik ilişki, evlilik yaşamı, arkadaşlık veya aile ilişkileri gibi) müdahale ediyor ve işlevselliğinizi bozuyor mu?
Bu sorulardan birine ya da her ikisine “evet” yanıtı verdiyseniz terapi desteği alma seçeneğini değerlendirmelisiniz.
Psikoloğa gitme kararını veya zamanını netleştirmekte zorlanıyorsanız kendinize şu iki soruyu sorarak yol alabilirsiniz:
- Sorun önemli ölçüde (örneğin günde bir saatten fazla) zaman alıyor mu?
- Sorun hayatın bazı yönlerine (örneğin iş hayatı, akademik başarı, romantik ilişki, evlilik yaşamı, arkadaşlık veya aile ilişkileri gibi) müdahale ediyor ve işlevselliğinizi bozuyor mu?
Bu sorulardan birine evet yanıtı verdiyseniz, aşağıdaki sorularla karar verme sürecinde ilerleyebilirsiniz:
- Bir süredir beni düşündüren, rahatsız eden, üzen, mutsuz eden veya sıkıntı yaratan tekrarlayan bir sorunum var mı?
- Duygularımdaki iniş çıkışların sıklığı ve yoğunluğu yaşamımı zorlaştırıyor mu?
- Bulunduğum ortama uyum sağlamamı zorlaştıran sorunlar yaşıyor muyum?
- Kendimde veya çevremde değiştirmek istediğim şeyler var mı?
- Romantik ilişki, evlilik yaşamı veya aile ilişkilerimde sorunlar yaşıyor ve bu problemlerle ilgili kısır döngüden çıkmakta zorlanıyor muyum?
- Zihnimde sürekli tekrar eden, durduramadığım ve beni yorgun bırakan bir konu ya da düşünce var mı?
- Yaptığım şeylerden dolayı çoğunlukla suçluluk hissediyor, kendimi eleştiriyor ya da kendime kızıyor muyum?
- Kendimden, bedenimden ya da genel görünümden rahatsız mıyım? Bu durum işlevselliğimi ya da ilişkilerimi etkiliyor mu?
- Yaşamımdaki sorumluluklar ağır geliyor, kendi kendimle mücadele ediyormuş gibi hissediyor muyum?
- Yaşadığım üzüntü verici deneyimler sonrasında gelişen acı, öfke, kaygı vb. duygularla başa çıkmakta zorlanıyor muyum?
- Öfkemi yönetmekte güçlük çekiyor muyum? Öfkem kendime ve çevreme zarar veriyor mu?
- Yaşamımdaki büyük değişimler (boşanma, ayrılık, işten çıkarılma, sevilen birinin kaybı gibi) sonrasında öz-güvenimi yitirmiş, çaresiz ya da umutsuz hissediyor muyum?
- Uyku ve iştahımda belirgin bir artış ya da azalma var mı?
- Yaşam enerjimin gitgide düştüğünü ve geleceğe dair bir umudumun kalmadığını hissediyor muyum?
- Öz-kıyım düşüncelerim var mı ya da aklımdan “Ölmüş olsam çok daha iyi olur” gibi düşünceler geçiyor mu?
Kişinin dengesini, işlevselliğini ve uyumunu bozan durumlara ilişkin sorular çoğaltılabilir. Yukarıdaki soruların (ya da benzer soruların) herhangi birine “evet” yanıtı veriyorsanız bir uzmandan destek almayı düşünmelisiniz.
Gizlilik, psikoterapinin temel etik ilkelerinden biridir ve ruh sağlığı uzmanları etik ilkeler gereğince bilgilerinizi üçüncü şahıslarla paylaşmazlar. Terapi odasında paylaşılan her türlü bilginin (vaka notları, kayıtlar ve psikolojik değerlendirme araçlarından elde edilen sonuçlar dahil) gizliliği korunur ve danışanın bilgisi ve onayı olmadan danışanın yakınları dahil olmak üzere üçüncü şahıslara bilgilendirme yapılmaz.
Ancak gizliliğin bazı yasal sınırlamaları vardır ve ruh sağlığı uzmanları bu bilgiyi ilk görüşme seansında danışanlarla paylaşırlar. Kişinin kendine ya da bir başkasına zarar verme riski olduğunda (özellikle çocuk ve ergenlerde ve adli vakalarda) gerekli kişi ve kurumlara bilgilendirme yapmak hem danışanın iyilik hali için gereklidir hem de uzmanın görevlerinden biridir. Dosyalardaki bilgilerin başka bir profesyonelle (örneğin bir tıp doktoru ya da avukat talebinde veya hukuk davalarında) paylaşılması gerekiyorsa, ruh sağlığı uzmanı danışanla durumu paylaştıktan sonra istenen bilgilerin paylaşılması konusunda danışandan imzalı bir onam formu ister.
Psikoterapinin süresi başvuru nedeni, danışanın beklentileri ve uzmanın çalıştığı ekole bağlı olarak farklılık göstermektedir. Terapi sürecinden yararlanmak isteyen her bireyin sorunu, sorunun şiddeti, başa çıkma yöntemi ve kaynakları kendine özgüdür, bu nedenle terapi süreci de kişiye göre değişmektedir.
Bazen birkaç seans yeterli olurken, bazı durumlarda uzun süreli ve düzenli bir terapi sürecine ihtiyaç duyulabilir. Örneğin depresyon, panik bozukluk, sosyal fobi, özgül fobiler gibi rahatsızlıklarda ağırlıklı olarak bilişsel davranışçı terapilere özgü bir protokol izlendiğinden eşlik eden başka bir problem yoksa ortalama süre 8 ile 12 seans olacaktır.
.
RANDEVU İÇİN
- Telefon: 0212 466 1050
- SMS Whatsapp: 0507 053 84 85
- Mail: bilgi@pelinardanic.com

